1: Ridde; İslâm Dîninden çıkmaktır. Hanefi âlimleri ve İmâm Nevevî başta olmak üzere Şâfîi â limleri riddeyi üç kısma ayırmışlardır. Bunlar: a- Sözlü Küfür: Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ يَحْلِفُونَ ِبِاللهِ مَا قَالوُا وَلَقَدْ قَالوُا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ إِسْلمِِهِمْ ﴾

Anlamı: “Söylemediklerine dair Allâh’ın adına yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman iken (küfür sözünden dolayı) kâfir oldular.” b- İtikadi Küfür: Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ إِنَّمَا الْمُؤْمِنوُنَ الَّذِينَ ءَامَنوُا ِبِاللهِ وَرَسُولِهِ ثمَُّ لَمْ يَرْتَابُوا﴾ 

Anlamı: “Mü’mînler; ancak Allâh’a ve Rasûlü’ne îmân edip sonra asla şüpheye düşmeyenlerdir.”

 

Anlamı: “Mü’mînler; ancak Allâh’a ve Rasûlü’ne îmân edip sonra asla şüpheye düşmeyenlerdir.”

c- Fiili Küfür: Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ ل تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَل لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا للِهِ الَّذِي خَلَقَهُنَّ ﴾

Anlamı: “Güneş’e de Ay’a da secde etmeyin. Onları (Güneş’i ve Ay’ı) yaratan Allâh’a secde edin.”

Günahların en büyüğü küfürdür. Küfürlerden birisi de şirktir. Şirkin anlamı ise Allâh’tan başkasına ibâdet etmektir. 

Allâh-u Teâlâ Lokmân hakkında haber vererek şöyle buyurmuştur:

﴿ وَإِذْ قَالَ لقُْمَانُ لِبْنِهِ وَهُوَ يَعِظهُُ يَا بُنَيَّ لَ تُشْرِكْ ِبِاللهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظلُْمٌ عَظِيمٌ ﴾

Anlamı: “Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demiştir: Ey oğlum! Allâh’a ortak koşma. Muhakkak ki, Allâh’a ortak koşmak büyük bir zulümdür (küfürdür).”

İmam Buhârî ve İmam Muslim’in rivâytlerine göre:

 سُئِلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ أيَُّ الذَّنْبِ أعَْظَمُ عِنْدَ اللهِ قَالَ أنَْ تَجْعَلَ للِهِ نِدًّا وَهُوَ

خَلَقَكَ

Anlamı: Peygamber Efendimiz’e , günahların en büyüğü hangisidir diye sorulduğunda cevap olarak (meâlen): “Seni yaratan Allâh’a ortak koşmandır.” dedi.

Küfre düşen kimsenin yapmış olduğu bütün sevaplar yok olur. 

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ وَمَنْ يَكْفُرْ ِبِاليمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ ﴾

Anlamı: “Her kim îmânı yok eden bir meseleye düşerse (hayırlı) ameli 

(sevabı) yok olur.”

 

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: 

إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ ِبِالْكَلِمَةِ ل يَرَى ِبِهَا بَأْسًا يَهْوِي ِبِها فِي النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفًا

Anlamı: “Kul kendisince zarar görmediği öyle bir söz kullanır ki, ancak bu söz onun yetmiş yıl boyunca Cehennem’in dibine kadar inmesine sebep olur.”

Cehennem’in dibi kâfirlere has bir mekândır. Bu hadisi, İmâm Tirmîzî rivâyet edip “İsnad-ı Hasendir” demiştir. İmâm Buhârî ve İmâm Müslim’in rivâyet ettikleri ve aynı mânâyı veren başka bir hadis daha vardır. Bu hadiste de Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ ِبِالْكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ فِيهَا يَهْوِي ِبِهَا فِي النَّار أبَْعَدَ مِمَّا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ 

Anlamı: “Kul öyle bir söz kullanır ki onda bir zarar görmez ama bu söz onun, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzun bir mesafeye Cehennem’in dibine kadar inmesine sebep olur.”

İmam İbn-i Hacer El-Askalanî, zikredilen hadis hakkında şöyle demiştir: 

“Bu da,  Allâh’ı veya dinini hafife alan sözler gibidir.” 

Bu iki hadis, küfre düşen kişinin hükmü bilmesini, kalbinin münşerih olmasını veya lafzın manasına itikad etmeyi şart koşmamıştır. “Fıkhus Sunneh” adlı kitabın sahibi Seyyid Sabık, bunları şart koşmuştur. Fakat bu sahih olmayan batıl bir iddiadır.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

 ﴿ وَ لَئِنْ سَألَْتَهُمْ لَيَقُولنَُّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَِبَِاللهِ وَآيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنتُمْ تَسْتَهْزِؤُونَ

لَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ ﴾

Anlamı: “Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allâh ile, O’nun âyetleriyle ve O’nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? (Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.”

Mâliki mezhebinin önde gelenlerinden olan İmâm Kâdı İyâd el-Yehsubiy şöyle buyuruyor:ل خِلفَ أنََّ سَابَّ اللهِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ كَافِرٌ

Anlamı: “Müslümanlardan olup da Allâh’a küfredenin kâfir olduğunda hilaf yoktur.”

İmâm es-Subkî şöyle buyuruyor:

 ل خِلفَ عِنْدَ الأشَْعَرِيِّ وَأصَْحَاِبِهِ بَلْ وَسَائِرِ الْمُسْلِمِينَ أنََّ مَنْ تَلَفَّظَ ِبِالْكُفْرِ أوَْ فَعَلَ أفَْعَالَ الْكُفَّارِ أنََّهُ كَافِرٌ ِبِاللهِ الْعَظِيم مُخَلَّدٌ فِي النَّارِ وَإِنْ عَرَفَ قَلْبُهُ، وَأنََّهُ ل تَنْفَعُهُ الْمَعْرِفَةُمَعَ الْعِنَادِ وَل تُغْنِي عَنْهُ شَيْئًا ،ل يَخْتَلِفُ مُسْلِمَانِ فِي ذَلِكَ

Anlamı: “El-Eşâri ve ashabı (Ebu Hesenil Eşâri ve tâbileri) ve de bütün Müslümanlara göre, her kim küfür kelimesini telaffuz ederse veya kâfirlerin has (dîni) fiillerinden birini yaparsa, o, yüce olan Allâh’a karşı kâfir olur ve onun Cehennem’de ebedî kalacağında ihtilaf yoktur. Bunu inatla yaptıktan sonra kalbinde bu lafzın veya bu fiilin küfür olduğunu bilmesi ona fayda vermez ve bir şey kazandırmaz. İki Müslüman bunda ihtilafa düşmez.”

Dînde bilinmesi zaruri olan bir hükmü inkâr etmek, yani âlimlerin ve Müslümanların bildiği açık bir ilmi inkâr etmek küfürdür. Fakat bu kişi İslâm’a yeni girmiş veya âlimlerden uzak bir beldedeyaşıyorsa istisnadır, yani küfre girmez. Fakat bunun istisna olabilmesi için Allâh-u Teâlâ’yı mekândan tenzih edip, O’nu hiç bir şeye benzetmemesi şartı vardır.

Âlimler lafzı “zahir” ve “sarih” olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Zahir olan lafız; Arapça lugatine göre iki veya daha fazla mânâsı olup bazı mânâlara daha yakın olandır. Her kim zahiri küfürden bir kelime kullanırsa kastettiği mânâ belli olmadan küfrüne hüküm verilmez.

Sarih olan lafız ise; “tevili” ve “kastı” kabul etmeyen lafızdır. Her kim sarih bir küfür kullanırsa küfre girer. Sarih lafzı söyleyenin muradına (niyetine) bakılmaz ve ondan  tevil kabul edilmez. Fakat bu kişi sarih olan lafzın mânâsını bilmiyor veya başka mânâya geldiğini zannediyorsa bu lafız ona göre sarih hükmünde değildir.

 

Riddeye düşenin derhal düştüğü riddeyi bırakıp İslâm’a girme niyeti taşıyarak Kelime-i Şehadeti söylemesi farzdır. Pişmanlık duyması ve bir daha riddeye düşmemeye niyet etmesi de o kişinin üzerine farzdır. Bunu 

İmâm Dumyati zikretmiştir.

Riddeye düşen kişi oruçlu ise orucu; teyemmümlü ise teyemmümü bozulur. Evli ise ve ilk cimadan (gerdeğe girmeden) önce riddeye düşmüşse nikâhı bozulur. Fakat aralarında bir defa bile cima olduktan sonra iddet geçmeden İslâm’a dönerse yeni nikâh yapması şart değildir. Çünkü bu süre içinde tekrar İslâm’a dönerse nikâhı kendine geri döner. Kişi, iddet süresi geçtikten sonra İslâm’a dönerse yeni bir nikâh yapması şarttır. Mürted olan kimsenin nikâhı, Müslüman, Yahudi, Hristiyan veya diğer bayanlara sahîh olmaz.  Kendisine miras düşmez. Kestiği hayvanın eti yenilmez harâmdır. Müslüman olan çocukları onun  mirasından alamaz. Onun cenaze namazını kılmak caiz değildir. Yıkanması ve tekfin edilmesi de farz değildir. Müslümanların mezarlığına defnedilmesi de caiz değildir. Mürted kişi öldüğü zaman malı Müslümanların hizmetinde harcanır.

NOT: İddet; hayız kanı gören bayanın  hayızdan sonraki üç temizlik  dönemi kadar geçen süredir. Hayız kanı görmeyen bayanın iddet süresi üç hicri aydır. Hamile bayanın iddet süresi ise doğum yapana kadardır.

Mürted olanın kestiği hayvanın eti murdardır, harâmdır, yenilmez. Çünkü Dînimizin hükümlerine göre hayvan etinin yenilebilmesi için, Müslüman veya Ehli Kitaptan birinin hayvanın hava, yeme ve içme borusunu keskin bir aletle kesmesi gerekir. Mürted bir kimse tarafından veya makine ile kesilen ya da şoklama esnasında ölen hayvanın  eti harâmdır, yenilmez.  

Allâh-u Teâlâ’nın farz kıldığı namaz, oruç, zekât, Hac ve bunlardan başka diğer farzların eda edilmesi her mükellefin üzerine farzdır.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

إِنَّ اللهَ فَرَضَ فَرَائِضَ فَل تُضَيِّعُوهَا، وَنَهَى عَنْ أشَْيَاءَ فَل تَنْتَِهِكُوهَا

Anlamı: “Allâh-u Teâlâ bazı şeyleri farz kılmıştır onları (yapmayarak) kaybetmeyiniz ve bazı şeyleri harâm kılmıştır onları yapmayınız.”

Allâh-u Teâlâ’nın emrettiği ibâdetleri, emrettiği şekilde erkânlarına ve şartlarına riâyet edip, farzları bozan şeylerden sakınmak her mükellefin üzerine farzdır. Yapılan ibâdetlerin hareketlerini yapıp, oturup kalkmak yeterli değildir. 

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

 رُبَّ قَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ قِيَامِهِ إِل السَّهَرُ، وَرُبَّ صَائِمٍ لَيس لَهُ مِنْ صِيَامِهِ إِل الْجُوعُ

 وَالْعَطَشُ

Anlamı: “Nice namaza kalkanlar vardır ki, bu kalkışlarından kendilerine yalnızca yorgunluk ve nice oruç tutanlar vardır ki, kendilerine yalnızca açlık ve susuzluk vardır.”

Allâh-u Teâlâ’nın farz kıldığı farzlardan herhangi birini eda etmeyene (terkeden) veya sahîh olmayacak bir şekilde eda edene, düzgün ve sahîh olacak bir şekilde eda etmesini emretmemiz farzdır. Gücümüz yetmiyorsa, yani zorla ve emirle yaptıramıyorsak o zaman da kalbimizde buna buğz etmek üzerimize farzdır. Yani insanın gücü yetmediği zaman, yapması gereken şey ona kalbinde buğz etmesidir.

Cevap-14: Bütün mükelleflerin harâmlardan sakınması farzdır. Günahları yapana, yapmaması için emretmek de mükellef olanın üzerine farzdır. Gücü yeterse zorla, yetmiyorsa diliyle, onu da yapamıyorsa yapılan o harâm ve kötü şeye kalbiyle buğz etmesi mükellefin üzerine farzdır. Günahın men edilmesi daha büyük bir günaha yol açacaksa o zaman men edilmez. Peygamber 

Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

 مَنْ رَأىَ مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ ِبِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ

 أضَْعَفُ الإِيـمَان

Anlamı: “Sizlerden her kim günah işlendiğini görürse zorla men etsin. Gücü yetmiyorsa diliyle, buna da gücü yetmiyorsa bu günaha kalbiyle buğz etsin. Yapılması gereken şeyin en azı da budur.”

İslâm Dîninden başka bir dîni  dîn edinmek itikadi küfürlerdendir. Kur’ân-ı Kerîm’in bir âyetine dahi inanmayan kimse âlimlerin icmaı ile itikadi küfre düşmüş olur. Âlimlerin icmaı ile Peygamberliği sabit olan Peygamberlerden birisine îmân etmeyen kimse de itikadi küfürdedir. İcma’ ile harâm olan bir şeyin helâl olduğuna, helâl olan bir şeyin de harâm olduğuna itikad etmek de itikadi küfürdendir. Allâh’ı mahlûkatlara benzeten veya Allâh’ın yeri veya yönü olduğuna itikad eden kimse itikadi küfre düşmüş olur.

Kur’ân-ı Kerîm’i çöpe atmak, güneşe ya da puta secde etmek veya Müslümanların  icmaı ile yalnızca kâfirlerden sâdır olan, kâfirlerin, dînlerine göre yaptıkları amellerin aynısını yapmak fiili küfürlerdendir

Üzerinde Kur’ân’ın veya duaların yazılı olduğu bir muskayı taşımak caizdir. Muskanın içinde âyetler veya dualar bulunmasında ise faydalar vardır. 

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴿ وَننَُزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلّْمُؤْمِنِينَ ﴾

Anlamı: “Allâh, Kur’ân’dan şifalı olan ve mü’mînler için rahmet olan şeyler indirmiştir.”

İmâm Tirmizî’nin rivâyet ettiğine göre sahabe olan Abdullâh İbn-i Ömer şöyle demiştir: “Çocuklarımıza korunmak için Kur’ân’dan âyetler öğretirdik. Buluğ çağına varmamış olan çocuklarımız için de onları (âyetleri) bir kâğıda yazıp, boyunlarına asardık.”

Allâh’a, Peygambere veya Peygamberlere, İslâm Dînine veya Kâbe’ye sövmek, Cennet’in kendisi veya nimetleriyle veyahut Cehennem’in azabıyla alay etmek, namazla veya Hac ile alay etmek sözlü küfürlerdendir. 

Sözlü küfürden istisna olan şeyler şunlardır: a- Dil sürçmesi. b- Aklın yitirilmesi. c- Başkasının küfrünü nakletmek. d- Öldürülme tehdidi altında olmak.

İmâm Nevevî “El-Minhâc” ve “Ravdat-ut Tâlibîn” adlı kitaplarında zikretmiştir. “El-Minhâc” adlı kitabında şöyle buyuruyor: الرِّدَةُ هِيَ قَطْعُ الإِسْلمِ ِبِنِيَّةٍ أوَْ قَوْلِ كُفْرٍ أوَْ فِعْلٍ سَوَاءٌ قَالَهُ اسْتِهْزَاءً أوَْ عِنَادًا أوَ اِعْتِقَادًا

Anlamı: “Ridde; İslâm Dîninden çıkmaktır. Küfür; niyetle, sözle veya fiille olur. Alay etmek, küçümsemek veya inat etme niyeti de buna dâhildir.”

KURAL 

Herhangi söz, fiil ya da itikad içinde Allâh’a, meleklere, Peygamberlere, Cennet’e, İslâm’ın sembollerine hakaret niteliği taşıyorsa veya İslâm Dîniyle alay etmeyi içeriyorsa küfürdür, kişiyi imanından eder. İnsan bu tür şeylerden ne olursa olsun sakınmalıdır.

RİDDE

Her Müslüman’ın; imanını bozan ve İslâm’dan çıkmasına sebep olan Ridde’den koruması farzdır. Allâh bizi bundan korusun.

Nevevî ve başka âlimler de buyurdular ki: “Ridde küfrün en çirkinidir.”

Bu zamanda dikkatsizce konuşmak çokça yaygınlaşmıştır. Öyle ki bazıları küfür söz kullanarak dinden çıkar; fakat kullandıkları bu sözü, değil küfür günah olarak dahi görmezler.

Bunu da Peygamber Efendimizin  şu Hadîs-i Şerîf’i doğrulamaktadır:

إِنَّ‭ ‬الْعَبدَ‭ ‬لَيَتَكَلَّمُ‭ ‬بِالْكَلِمَةِ‭ ‬لَا‭ ‬يَرَى‭ ‬بِهَا‭ ‬بَأْسًا‭ ‬يَهْوِي‭ ‬بِهَا‭ ‬فِي‭ ‬النَّارِ‭ ‬سَبْعِينَ‭ ‬خَرِيفًا

Manası: “Kul öyle bir söz söyler ki, bunda bir sakınca görmez, oysa söylemiş olduğu sözden dolayı, Cehennem’in 70 yıl mesafelik derinliğine iner.” 

Hadîs-i Şerîf’te geçen mesafe Cehennem’in dibi olup, kâfirlere has bir yerdir. 

Bu Hadîs-i Şerîf’i İmâm Tirmizî rivâyet etmiş ve “Hasen Hadîs” olduğunu bildirmiştir.

Bu Hadîs-i Şerîf’le aynı manaya gelen, İmâm Buhârî ve İmâm Müslim’in rivâyet ettiği başka bir Hadîs-i Şerîf daha vardır. Bu Hadîs-i Şerîf, küfre düşmek için hükmü bilmenin, kalbin razı olmasının veya söylenen lâfzın manasına inanmanın şart olmadığına delildir. Yani bu mesele “Fıkhu’s Sunneh” adlı kitabın yazarının dediği gibi değildir.

Keza sinirli olmamak da küfre düşmek için şart değildir. Hâfız İmâm Nevevî Hanefi mezhebi âlimlerinden naklederek bu konuya şu örneği vermiştir: “Şayet bir kimse çocuğuna veya kölesine sinirlenip onu şiddetli bir şekilde döverse ve birisi ona: ‘Sen Müslüman değil misin?’ dediğinde, o da ona kasıtlı olarak (dil sürçmesi olmaksızın): ‘Hayır’ derse küfre düşer (İslâm’dan ayrılır).”

Ridde (İslâm’dan ayrılma) üç kısma ayrılır: İtikâdî, Lafzî ve Fiilî Küfür. Ridde’nin bu üç kısmının her biri de kendi içinde birçok dala ayrılır.

İtikâdî Küfre Örnekler:

Allâh’ın varlığından, Allâh’ın Resulünden, Kur’ân-ı Kerîm’den, Âhiret Gününden, Cennet’ten, Cehennem’den, sevaptan, azaptan veya hakkında icmâ olan benzeri şeylerden şüphe etmek

Bu âlemin cinsi ve fertleriyle ezelî olduğuna veya âlemin sadece cinsinin ezelî olduğuna inanmak 

İlim sıfatı gibi Allâh hakkında icmâ ile vacip sıfatlardan birini inkâr etmek

Cisim gibi Allâh’ın icmâ ile tenzîh edilmesi gereken bir şeyi Allâh’a isnâd etmek

Zinâ, livata, haksız yere bir Müslüman’ı öldürme, hırsızlık ve gasp gibi icmâ ile harâm olup bilinmesi dinde zarûri olan şeylerin, harâm olduğunu bildiği halde helâl olduğunu iddiâ etmek

Alışveriş ve nikâh gibi helâl olduğu açıkça bilinen şeylerin harâm olduğuna inanmak 

5 vakit Namaz, onlardaki bir secde, Zekât, Ramadân orucu, Hac ve abdest gibi farz olduğu konusunda icmâ olan bir amelin farz olduğunu inkâr etmek

Farz olmadığına dair icmâ olan bir şeyi farz saymak 

Dînimizce talep edildiği icmâ ile sâbit olan bir şeyi inkâr etmek

Küfre düşmeye veya zikredilenlerden herhangi birini yapmaya azmetmek veya yapıp yapmamakta tereddüt etmek

Ancak kalpte bu tür düşüncelerin istemdışı oluşması (inanmadıkça) küfre düşürmez.

Ebû Bekir radiyallâhu anh’ın sahâbî olduğunu inkâr etmek 

Peygamber olduğu konusunda icma olan Peygamberlerden herhangi birisinin Peygamberliğini inkâr etmek 

İcmâ ile Kur’ân-ı Kerîm’de varlığı sâbit olan bir harfi, onda olduğunu bildiği halde inkâr etmek veya icmâ ile Kur’ân-ı Kerîm’de bulunmadığı sabit olan bir harfin, inadına onda olduğuna inanmak

Bir Peygamberi yalanlamak, ona noksanlık nispet etmek veya onu küçümseme kastıyla adını küçültmek

Peygamber Efendimiz Muhammed’den  sonra yeni bir Peygamberin gelebileceğinin mümkün olduğuna inanmak 

Allâh’ın hiç kimseyi affetmeyeceğine inanarak Allâh’ın rahmetinden ümidi kesmek

Allâh’ın hiç kimseyi azaplandırmayacağına inanarak, rahmetinden emin olmak

Fiilî Küfre Örnekler:

İster ibâdet kastıyla olsun ister olmasın puta, aya veya güneşe secde etmek 

İnsana ibâdet maksadıyla secde etmek 

Kur’ân-ı Kerîm’in sayfalarını küçümseme kastı olmasa dahî pisliğe atmak

Aynı şekilde Hadîs-i Şerîf kitapları, dînî ibâreler içeren her hangi bir kâğıdı, Allâh’ın ismi, bir peygamberin ismi veya bir meleğin ismini içeren kâğıdı pisliğe atmak

Kur’ân-ı Kerîm’i tedâvi maksadıyla dahi olsa, idrarla yazmak

Kâfirlerin sembollerini yüceltme amacıyla asmak

Lâfzî Küfre Örnekler:

Bunlar sayılamayacak kadar çoktur; bunlardan bazıları şunlardır:

Müslüman’a, benzetme kastıyla değil de kendisine hitap edilenin üzerinde olduğu dînin küfür, Yahûdîlik, Hristiyanlık veya dinsizlik olduğunu kastederek, şöyle demek: “Ey kâfir!”, “Ey Gâvur!”, “Ey Yahudi!”, “Ey Hristiyan!” veya “Ey dinsiz!”

Allâh-u Teâlâ’nın isimlerinden herhangi birisiyle, O’nun isimlerinden olduğunu bildiği halde alay etmek 

Allâh-u Teâlâ’nın vaadi olduğunu bilerek Allâh’ın Cennet ve Cehennem gibi vaad ettiği şeylerle alay etmek  

Alay edercesine veya şeriata inâden şöyle demek: “Allâh bile bunu bana emretse, yapmayacağım.”; “Kıble şu yönde olsa bile, ben o yöne namaz kılmam.” veya “Allâh bana Cennet’i verse bile, ben ona girmem.” 

Ayrıca şöyle demek: “Hastalığıma rağmen, Allâh beni namaz kılmadığım için cezâlandıracaksa, bana zulmetmiş olur.” 

Hâsıl olan (meydâna gelen) herhangi bir şeyin Allâh’ın takdîri ile olmadığını söylemek

Ayrıca şöyle demek: “Peygamberler veya Melekler, ya da bütün Müslümanlar falanca şeye şâhitlik etseler dahi, onların şâhitliğini kabul etmem.”

Alay etmek kastıyla şöyle demek: “Filan şey sünnet olsa dahi ben bunu yapmam.” 

Yine şöyle demek: “Falanca kişi peygamber olsa da ben ona inanmam.” 

Bir âlim dînî bir fetvâ verdiğinde, şerîatın hükmüyle alay edip, fetvâyı veren âlime itiraz ederek şöyle demek: “Bu ne biçim bir şerîattır?” 

Bütün âlimleri kapsayacak şekilde şöyle demek: “Bütün âlimlere lânet olsun.”

Ancak bütün âlimleri kapsamayacak şekilde, yâni kendi zamanındaki ulemâyı kast ederek ve gerçekten zamânındaki ulemâyı kastettiğinin göstergesi olarak, bir bölgenin fâsid ulemâlarını anarken ve anmış olduğu o ulemâların fâsid olduklarını düşünerek: “Her âlime lânet olsun.” derse küfre düşmez. Fakat günaha düşmekten kurtulmuş olmaz. 

Aynı şekilde şöyle demek: “Allâh’tan, Meleklerden, Peygamberden, dini kurallardan veya İslâm’dan berîyim.”

Allâh’ın hükmüyle alay ederek şöyle demek: “Allâh’ın hükmünü tanımıyorum.” 

Bir kimse, bir bardak doldurduktan sonra “وَكَأْسًا‭ ‬دِهَاقًا ”
[En-Nebe’ Sûresi 34.] Âyet-i Kerîmesi’ni veya içecek boşaltırken “‭ ‬فَكَانَتْ‭ ‬سَرَابًا ” [En-Nebe’ Sûresi 20.] Âyet-i Kerîmesi’ni veyahut bir şey tartar veya ölçerken “‭ ‬وَإذَا‭ ‬كَالُوهُمْ‭ ‬أَو‭ ‬وَزَنُوهُمْ‭ ‬يُخْسِرِونَ ” [El-Mutaffifîn Sûresi 3.] Âyet-i Kerîmesi’ni veya bir topluluk gördüğünde “‭ ‬وَحَشَرْنَاهُمْ‭ ‬فَلَمْ‭ ‬نُغَادِرْ‭ ‬مِنْهُمْ‭ ‬أَحَدًا ” [El-Kehf Sûresi 47.] Âyet-i Kerîmesi’ni manalarıyla alay edercesine okursa küfre düşer. Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerîm’in her hangi bir Âyetini alay etme kastıyla kullanırsa küfre düşer. Ancak bu kasıt dışında kullanırsa küfre düşmez, lâkin harama düşmüştür.

Ayrıca bir peygambere veya bir meleğe sövmek

Aynı şekilde şöyle demek: “Namaz kılarsam kavat olayım.” 

Kişinin şöyle demesi: “Ben namaz kılmaya başladığımdan beri hayır (fayda) görmedim.” veya alay edercesine: “Namaz bana göre değil” demek 

Müslüman’a şöyle demek: “Ben senin ve senin Peygamberinin de düşmanıyım.” 

Peygamber Efendimiz’in  soyundan olan birisine, Peygamber Efendimizi  kastederek şöyle demek: “Ben senin ve senin dedenin de düşmanıyım.” Aynı şekilde bu sözlere benzer kötü ve çirkin sözleri söylemek kişiyi îmandan eder.

Allâh bizleri bunlardan korusun. 

Kâide: Allâh’ı, Allâh’ın kitaplarını, Peygamberlerini, Meleklerini, dîninin sembollerini, hükümlerini veya Allâh’ın (Cennet ve Cehennem gibi) vaatlerini hafife almayı ifâde eden her îtikât, fiil veya söz küfürdür.

İnsan her hâlükârda küfrün çeşitlerine düşmemeye ve onlardan korunmaya gayret etmelidir.

Mürtedin Hükümleri

Riddeye düşenin ânında, onu İslam’dan ayıran şeyi terk etmesi ve Kelime-i Şehâdet’i getirerek İslâm dînine dönmesi farzdır. Ayrıca kendisinden hâsıl olan riddeden (küfürden) dolayı pişman olması ve bir daha küfre düşmemeye azmetmesi farzdır. 

Riddeye düşen kimse İslâm’a dönmez ise, halîfenin bu kimseden İslâm’a dönmesi talebinde bulunması farzdır. O kimseden İslâm’a dönmesinden başka hiçbir şey kabul edilmez. Aksi halde cezalandırılır. 

Halîfe, bu kişinin riddeye düşmüş olduğuna hükmedebilmesi için âdil olan iki şâhidin şâhitliğine veya riddeye düşenin kendi itirafına itimat eder.

Riddeye düşenin, orucu bozulur. Aynı zamanda, ister gerdekten önce ister sonra riddeye düşenin nikâhı da bozulur. Müslüman kadınla da, Müslüman olmayan kadınlarla da nikâhı geçerli olmaz. 

Kestiği hayvanın eti harâmdır. Miras alamaz, miras bırakamaz, cenaze namazı kılınmaz, yıkanmaz, kefenlenmez ve Müslümanların mezarlıklarına defnedilmez. Malı ise fey’dir. Yani sağlam bir beytülmal var ise beytülmala verilir. Yoksa salih bir adam o malı alıp Müslümanlara faydalı bir şeyde kullanabiliyor ise bunu yapar.