SILA-İ RAHM’E TEŞVİK VE AKRABALARLA İLİŞKİYİ KESMEKTEN SAKINDIRMA

Ey Allâh’ın Kulları! Sizlere ve kendi nefsime Yüce olan Allâh’a takvalı olmayı tavsiye ediyorum. Allâh Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur (En-Nisâ’/ 1):

 

Anlamı: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten (vareden/yaratan) Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allâh’tan (O’na takvalı olarak) ve akrabalık (bağlarını koparmak) tan sakının. Şüphesiz Allâh sizi gözetendir.”

 

 

Anlamı: “Allâh’ın emirlerini yerine getirerek ve O’nun yasaklamış olduğu şeylerden kaçınarak Rabb’inize itaat ediniz. Âhirette kazanan kimse; nefsini haramdan koruyan, engelleyen kimsedir. Eğer kul bunu yaparsa muhakkak ki nefsini korumuş olur. Her kim de nefsi ve organları ile günahları işlemekte ısrar etmek için serbest bırakırsa, muhakkak ki o kimse nefsini alçaltmıştır ve Allâh’ın azabını hak etmiştir.”

Ey Sevgili Kardeşlerim!

Hayırlara yöneliniz. Günahlara düşmekten sakınınız. Çünkü kul Kıyamet gününde dünyada her ne yaptıysa kitabında görecektir.

 

 

Anlamı: “Çünkü kulak, göz, kalp, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.” (El-İsrâ’ / 36)

 

Hatta bakmış olduğu haram bakışını dahi kitabında yazılı olarak görecektir.

Ey Allâh’ın Kulları!

Takvâlı olunuz ve Allâh’tan hakkıyla korkunuz! Gelmesinde şüphe olmayıp da iman ettiğiniz Kıyamet gününün zorluğundan korkunuz. Ölümden sonrası için hazırlık yapınız. Her kimin nefsi, onu haram işlemek için harekete geçirmeye çalışırsa, o kimse nefsini hesaba çeksin ve ona desin ki: “Ey Nefis! Ben senin için Cennet’i istiyorum. Ben senin için ebedi mutluluğu istiyorum. Ey Nefis! Beni Cehennem’e sürükleme.”

İnsan nefsini hesaba çekerek organlarını harama düşmekten korur ve yine bununla nefsine taatleri yapmayı alıştırır ve böylece hem dünyada hem de Âhirette mutlu olur.

 

Anlamı: “Sizi bir nefisten yaratan Rabbiniz’e karşı gelmekten sakının (takvalı olunuz!” (kaynak) Bu nefis ise Âdem Aleyhisselâm’ın kendisidir.

 

Anlamı: “O’ndan da zevcesini yarattı.” Yani Havva annemiz. Muhakkak ki o, Âdem Aleyhisselâm’ın kısa sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır.

 

 

Anlamı: “O ikisinden de çokça adamlar ve kadınlar ortaya çıkarmıştır.”

Yani Âdem ve Havva’dan çokça erkekler ve kadınlar ortaya çıkarmıştır. Onları da yeryüzünde sınıfları, sıfatları, renkleri ve lügatleri farklı olduğu halde yaymıştır.  Allâh Kur’ân’da şöyle buyuruyor:

 

 

Anlamı: “Semaları ve yeryüzünü yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olması O’nun (Allâh) varlığının delillerindendir.  Şüphesiz ki bunda bilenler için deliller vardır.” ( Er-Rum / 22):

 

Noksanlıklardan münezzeh olan Allâh dilediğini yaratmaya kâdir olandır. O, her şeyi yaratmaya, kâfirleri ve facirleri de azaplandırmaya kâdirdir. Huşu’ ve saygının en üst mertebesine, ibadete müstâhak olan O’dur.

Ey Allâh’ın Kulları!

 

Anlamı: “Kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allâh’a takva ediniz.”

Yani birbirinizden merhamet ve yardım isterken adını andığınız Allâh’a itaat ediniz. Tıpkı bir şahsın başkasına “Allâh için bana şu ameli yap” demesi gibi.

 

Anlamı: “Akrabalarla bağınızı kesmekten sakınınız.”

 

Anlamı: “Muhakkak ki Allâh sizi görüp gözetendir.”

Yani Allâh; amellerinizi bilen, akrabalara hürmetinizden ve onları ziyaret edip gözetmenizden veya onlarla ilişkinizi kesmenizden ve onlara hürmeti terk etmenizden haberdardır.

Ey Mü’minler!

Muhakkak ki temiz olan dinimiz yüce sıfatlara ve güzel ahlâkı teşvik eder. Bunları ise Âhiret’te büyük sevaba ulaşmak için sebep kılmıştır. İbn-i Hibban’in “Es-Sahih”  adlı kitabında Ebu Hureyra’dan nakledilen bir Hadîs-i Şerîf’te, o demiştir ki: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Bana öyle bir şey söyle ki, onu yaptığım zaman Cennet’e gireyim.” Peygamberimiz de mealen ona dedi ki: “Yemeği yedir, selamı yay, akrabaları ziyaret et, geceleyin insanlar uyurken ibadet için kalk Cennet’e selametle girersin.”

 

Ey Sevgili Kardeşler!

Dinimizin üzerinde önemle durduğu güzel hasletlerden bir tanesi de akrabaları görüp gözetmektir. O öyle bir haslettir ki, Allâh’ın Rasûlü hem hareketleriyle hem de sözleriyle onu bizlere öğretmiştir.

Allâh’ın Rasûlü Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), Cebrail Aleyhisselamın kendisine ilk defa vahiyle inişinde gördüğü şeyleri Hatice annemize zikretmişti. Hatice annemiz de O’na dedi ki: “Sabit kal Ey Amcamın oğlu ve müjdele. Muhakkak ki sen, akrabaları görüp gözetirsin, doğruyu söylersin, muhtaca yardım edersin, misafire ikram edersin ve musibete uğramışlara yardım edersin.” Bu Hadîs-i Şerîf’i İmam Buharî rivayet etmiştir.

 

 

Anlamı: “(Önce) en yakın akrabalarını uyar.” ( Eş-Şuarâ’ / 214)

Bu Âyet-i Kerim’e inince Allâh’ın Rasûlü Safa tepesine çıktı ve kavmine toplanması için seslenmeye başladı ve onlara dedi ki: “Ey Kureyş Topluluğu! Nefislerinizi (iman etmekle)  kurtarın. (İman etmezseniz) size faydam olmaz. Ey Abdi Menâf oğulları! (İman etmezseniz) size faydam olmaz. Ey Muhammed’in kızı Fatîma!  Benim malımdan ne istersen iste sana veririm. (İman etmezsen) sana faydam olmaz.”

Yani Allâh’ın Rasûlü kabilesinden ve akrabalarından iman etmeyenleri Allâh’a iman etmelerine, iman edenleri de ölene kadar iman üzerinde sımsıkı durmalarına ve Allâh-u Teâlâ’ya taatlerine sımsıkı sarılmaya davet etti.

Ey Allâh’ın Kulları!

Biliniz ki Müslümanların akrabalarını görüp gözetmeleri Allâh’ın farz kılmış olduğu amellerdendir. Onlarla bağı kesmek ise Müslümanların icmai ile büyük günahlardandır. Muhakkak ki Peygamberimiz mealen demiştir ki: “Akrabalarla ilişkisini kesen kimse Cennet’e (ilk girenlerle beraber) giremez.” Bu Hadîs-i Şerîf’i İmam Buharî ve Muslim rivayet etmişlerdir. Allâh Kur’ân’da şöyle buyurmuştur:

 

 

Anlamı: “Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi? İşte onlar, Allâh’ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.”  (Muhammed / 22,23)

Akrabalar ise; teyzeler, halalar ve onların çocukları; amcalar, dayılar ve onların çocukları gibi olanlardır.

 

Akraba bağını kesmek ise, akrabaların kalplerinin onların yalnız ve yabancı olduğunun hissettirilmesiyle ve onların kalplerinin kişiden nefret ettirilmesiyle oluşur. Bu ise ya onlara çok muhtaç oldukları bir halde iyiliği esirgemek, ya da özürsüz olarak onları ziyaret etmemekle olur. Eğer akrabalardan birisine bir bela gelip, yiyecek veya giyecek veya kendisini yazın sıcağından ve kışın soğuğundan koruyacak kadar barınacak bir yeri bulamamışsa ve o da akrabasının bu halde olduğunu biliyor ve onların bu durumdan kurtulmasına yardım edecek durumu olmasına rağmen, bunu yapmazsa, işte bu kişi akraba ilişkisini kesenlerden olur. Şüphe yoktur ki muhtaç olan akrabanın kalbi, kendisinin bu durumda olduğunu bilen akrabasına karşı kırılır.

Öyleyse Ey Müslüman Kardeşlerim!

Akrabayı görüp gözetmede önemli noktalardan bir tanesi de onlara bir bela indiği zaman yardım etmektir. Yine akrabasını, bayram günlerinde ziyaret etmek de onları görüp gözetmektir. Onlardan birisi vefat ettiği zaman da aynı şey geçerlidir. Bu durumda ise onları ziyaret etmek daha önemlidir. Taziyede bulunmanın fazileti hakkında bir Hadîs-i Şerîf’i Peygamberimiz mealen şöyle buyurmuştur: “Kendisine bir musibet inen kardeşine taziyede bulunan kimseye Allâh, Kıyamet gününde ona şerefli ve değerli mücevherlerden giydirir.”

Ey Allâh’ın Kulları!

Bu emri yerine getirmekte kusur etmeyin. Peygamberimiz mealen şöyle buyurmuştur: “Her kim Allâh’a ve Âhiret gününe iman ediyorsa akrabasını görüp gözetsin.” Bu Hadîs-i Şerîf’i İmam Buhari ve İmam Müslim ittifak etmişlerdir. İmam Hâkim’in “El-Müstedrek” adlı kitabında rivayet ettiği bir Hadîs-i Şerîf’i Peygamberimiz mealen şöyle buyuruyor: “Allâh’tan her kim, ömrünü uzatmasını (bereketlendirmesini), rızkını genişletmesini ve kötü olarak ölmekten korumasıyla sevindirilmeyi isterse, akrabasını görüp gözetsin.”

 

Ey Sevgili Kardeşlerim!

İbadetlerde sırlar, nurlar, eserler ve bereketler vardır. Akrabayı ziyaret etmek ise rızık için, belanın defi için ve ömürde bereket için bir sebeptir. Peygamberimizin, Hadîs-i Şerîf’inde geçen, “Her kim, Allâh’tan, ömrünü uzatmasıyla sevindirmesini isterse” sözünün manası, Allâh, herhangi bir ibadetle takdir ettiğini değiştirir demek değildir. Yani Hadîs-i Şerîf’in manası; Allâh’ın insan için takdir ettiği ömür herhangi bir ibadetle artar ve değişir değildir veya onun sonu bu ibadetle değişecek manasında değildir. Öyleyse bu Hadîs-i Şerîf’in manası; Allâh kulunu, o ibadeti yapmaya muvaffak kılarsa, muhakkak ki o, daha bereketli bir hayat yaşayacaktır. Şayet muvaffak kılınmazsa, ömrü bereketli olmayacak. Yani bu fiili yaparsa bazı meziyetlere ulaşacak. Eğer yapmazsa ömründeki bereket ve kötü ölümden korunma gibi bu meziyetlere ulaşamayacak. Allâh ise ezelde o kulun, bu ameli yapıp yapmayacağını bilir ve Allâh’ın ezelde hâsıl olmasını dilemiş olduğu şey mutlaka olur. Bu ise tevhid âlimlerinin üzerinde ittifak ettikleri inançtır. Dolayısıyla bu Hadîs-i Şerîf’in manası, Allâh’ın takdiri değişir anlamına gelmez. Allâh bundan beridir. Kim aksine inanırsa küfre düşer.

Ey Sevgili Kardeşlerim!

Sizleri çok önemli bir mesele hakkında uyarmak istiyorum. Şeytanın iplerine (tuzaklarına) düşmekten sakınınız. Çünkü o size gelip, şu şekilde vesvese verir: “Falanca sana eziyet etti. Öyleyse onu ziyaret etme.” der veya “Falanca seni ziyaret etmiyor sen de onu ziyaret etme” der. Muhakkak ki bu düşünce sevaptan mahrum kalmaya sebep olur. Allâh’ın Rasûlü ise mealen şöyle buyurmuştur: “Görüp gözetmenin aslı, seni ziyaret edeni değil, seni ziyaret etmeyeni ziyaret etmendir.” (İmam Buharî)

Ve bu ise, kendisini ziyaret etmeyen akrabayı ziyaret etmenin daha faziletli olduğunu açıklamaktadır. Çünkü bu, Allâh ve Allâh Resûlü’nün sevdiği güzel ahlaktandır. Muhammedî bir ahlâkla ve edeple amel ediniz ve Allâh’ın kitabına sımsıkı sarılmakla kendinizi süsleyiniz. Allâh Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

 

Anlamı: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet / 34)

Yani sana kızgınlıkla muamele edene sen sabret. Sana cahillik ve kızgınlıkla muamele edene, sen yumuşak huylulukla karşılık ver. Sana yapılan kötülüğe iyilikle ve af ile cevap ver. Çünkü bu, kalpleri ve halleri değiştirir.

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir