Oruç; Arapça lugatine göre, imsak, uzaklaşmak demektir. Istılahta manası; özel bir niyetle fecirden güneşin batımına kadar orucu bozan şeylerden uzak kalmak demektir.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴿فَمَنْ شَِهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ﴾

Anlamı: “Sizden her kim Ramadân ayını idrâk ederse (hilâli görürse) onda oruç tutsun.”

Peygamber Efendimiz’e İslâm hakkında bir soru sorulduğunda şöyle buyurdu:وَصَوْمِ رَمَضَانَ

Anlamı: “…ve Ramadân orucunu tutmak.”

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأفَْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأكَْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلثِينَ

Anlamı: “(Hilali) görmekle oruca başlayınız tekrar gördüğünüzde bitiriniz. Şâyet görünmemiş ise Şa’bân ayını otuza tamamlayınız.”

Hesap yaparak veya takvime güvenerek oruca başlamak dört mezhebe göre harâmdır. İmâm Zekeriyya el-Ensârî “Esnel Metâlîb” ve İbn-i Âbidîn “Reddû’l-Muhtâr” adlı kitaplarında bunu zikretmişlerdir.

Ramadân ayının orucu Müslüman, mükellef ve oruç tutmaya gücü yeten herkese farzdır. Hayızlı ve nifaslı kadınlar oruç tutamazlar. Ancak tutamadıkları günleri sonra kaza etmeleri üzerlerine farzdır.

Oruç tutmak; hastaya, hamileye ve emzirene tahammül edilemeyecek bir meşakkat veriyorsa tutmamaları caizdir. Bu kimselerin tutamadıkları günlerin oruçlarını kaza etmeleri üzerlerine farzdır. Hamile ve emziren kadınlar, çocukları için endişelenip korkarlarsa tutmamaları caizdir. Bunların, kaza etmeleri ve fidye vermeleri farzdır. Uzun sefere çıkan kimseye oruç tutmak meşakkatli gelmezse bile tutmaması caizdir. Zemanet, yaşlılık ve iyileşmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaktan aciz olan kişilerin de de oruç tutmaması caizdir. Zemanet; oruç tutamayacak kadar hastalığın kendisini etkilediği (çöktürmüş), felçlilik ve kötürümlük hali olan insandır.

Niyette “Tebyît ve Ta’yin” Ramadân’ın her günü için farzdır. Tebyît; güneşin batışı ile fecrin çıkması arasında kalple niyet etmektir. Ta’yin ise; tutacağı orucun sebebini belirtmektir. Ramadân, adak, kefaret ve benzeri oruçların niyetleri buna örnek gösterilebilir. 

Oruçlunun üzerine imsak etmesi (sakınması) farz olan şeyler nelerdir?

Oruçlu olan kimse, -nafile oruç dahil- çok olsa bile unutarak bir şey yiyip-içerse orucu bozulmaz. 

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

إِذَا نَسِيَ فَأكََلَ وَشَرِبَ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ ، فَإِنَّمَا أطَْعَمَهُ اللهُ وَسَقَاهُ

Anlamı: ” Kim (oruçlu iken) unutarak yer veya içerse orucunu tamamlasın; Allâh ona yedirmiş ve içirmiştir.”

Damara veya kalçaya iğne yaptırmak orucu bozmaz. Aynı şekilde damardan kan almak veya kan vermek de bozmaz, çünkü damar mideye veya beyne ulaştıran açık bir menfez değildir. Açık menfezler beş tanedir. Bunlar; ağız, burun, kulak, ön ve arka avrettir.

İstem dışı kusmak orucu bozmaz. Ancak çıkardığı kusmuktan ya da kusmukla karışmış ağız suyundan bilerek geri yutmak ya da parmak aracılığı ile kendini bilerek kusturmak orucu bozar.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

مَنْ ذَرَعَهُ الْقَىْءُ فَلَ قَضَاءَ عَلَيْهِ وَمَنِ اسْتَقَاءَ فَعَلَيْهِ الْقَضَاءُ

Anlamı: “Her kim irade dışı kusarsa kazası yoktur ve her kim bilerek kusarsa kazası vardır.”

Bir anlık bile olsa delirmek orucu bozar. Gün boyu baygın halde kalmak da orucu bozar. Ancak gün boyu uyumak orucu bozmaz.

İ

Ramadân Bayramının ilk günü, Kurban Bayramının ilk günü, teşrik günleri (Kurban Bayramının birinci gününden sonra gelen ilk üç gün) ve Şa’bân ayının 15’inden sonra oruç tutmak caiz değildir.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

أيََّامُ التَّشْرِيقِ أيََّامُ أكَْلٍ وَشُرٍْبٍ

Anlamı: “Teşrik günleri, yeme ve içme günleridir.”

Bunun yanı sıra şek gününde (Şa’bân’ın 30. günü) de oruç tutmak caiz değildir. 

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

مَنْ صَامَ يَوْمَ الشَّكِّ فَقَدْ عَصَى أبََا الْقَاسِمِ

Anlamı: “Her kim Şek gününde oruç tutarsa günah işlemiş olur.” 

Ancak kaza, adak, kefaret veya vird (Pazartesi ve Perşembe günü tutulan oruç gibi) niyetiyle Şa’bân’ın son 15 günü ve şek günü oruç tutmak caizdir. 

Ramadân ayının bir gündüzünde orucunu cima yolu ile isteyerek, harâm olduğunu bilerek, oruçlu olduğunu hatırlayarak bozan bir kimse, eğer İslâm’a yeni girmemiş, âlimlerden uzak beldelerde yetişmemiş bir kişi ise günaha düşmüş olur. Hemen kaza etmesi ve kefaret vermesi farzdır. 

KEFFARET:

Yukarıdaki anlattığımız şekilde orucunu bozan kimse için kefaret sırasıyla; mü’mîn ve sağlam olan bir köleyi azat etmesi, buna aciz ise kesintisiz olarak iki hicri ay oruç tutması, buna da aciz ise 60 miskine birer “mud” yedirmesidir.

Ramadân ayı orucunu tutmak her mükellef Müslümana farzdır. Aybaşı ve nifas hâlinde olan kadınların oruç tutmaları câiz değildir ve geçerli de olmaz. Ancak oruç tutmadıkları günleri, kazâ olarak tutmaları farzdır. 

Namazın kısaltılması vacip olan yolculukta seferî olan kimselere oruç tutmak zor gelmese dahi, tutmamaları câizdir.

Oruç tutmalarından dolayı zarar görmekten korkan hasta, hamile ve emziren kişilerin de oruç tutmamaları câizdir. Ancak bu tutmadıkları oruçları kazâ etmeleri farzdır.

Her gün için niyet etmek farzdır.

Orucu bozan şeylerden sakınmak farzdır.

Bunlar:

Cinsel ilişkiye girmek

Mastürbasyon yapmak yani kişinin kendi veya bir başkasının eliyle menisini çıkartması

Sahih olan görüşe göre bilerek ağız dolusu kusmak  

Riddeye düşmek 

Yemek veya içmek

Öpme veya tenin tene temasından dolayı meninin çıkması

Burna bir şeyi girdirip genzi geçecek şekilde çekmek

Makattan herhangi bir şeyi girdirmek

Kulağa bir şey damlatıldığında karna veya beyine ulaşması orucu bozar. 

İki bayram gününde ve teşrik günlerinde oruç tutmak harâmdır. 

Şa’bân ayının son bir veya iki gününde oruç tutmak mekruhtur.

Şek gününde de oruç tutmak mekruhtur. Ancak nafile orucunu başka bir niyetle tereddütlü olarak değil de kesin bir şekilde nafile orucuna niyet edilirse o günde oruç tutmak mekruh olmaz.

Geçerli bir özrü olmadan, bilerek Ramadân ayında ön veya arka organdan cinsel ilişkiye girmekle orucunu bozan kişi günaha düşer. Ayrıca kazâsını ve zihâr kefâretini hemen yerine getirmesi gerekir.

Zihâr kefâreti; bir köleyi azat etmektir. Buna gücü yetmeyen kişi için iki (hicrî) ay aralıksız (kesintisiz) oruç tutmaktır. Buna da gücü yetmeyen kişi için altmış fakir veya miskini yedirmektir. Yâni bu fakirlerden her birine yarım sâ’ buğday veya bir sâ’ hurma ya da arpa vermektir. 

Aynı şekilde bilerek besleyici veya tedavi edici bir şeyi yemek veya içmek de orucu bozar ve kefâreti gerektirir. 

Ramadân orucu dışındaki bir orucu bozmak kefâreti gerektirmez. Ancak nâfile olsa dahi bozulan orucun kazasını tutmak vaciptir.

Hacamat yapmak, gıybet etmek veya orucu bozacak bir şey yapmadan orucu bozmaya niyet etmek orucu bozmaz.