Oruç; Arapça lugatine göre, imsak, uzaklaşmak demektir. Istılahta manası; özel bir niyetle fecirden güneşin batımına kadar orucu bozan şeylerden uzak kalmak demektir.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyuruyor:[1]

﴿فَمَنْ شَِهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ﴾

Anlamı: “Sizden her kim Ramadân ayını idrâk ederse (hilâli görürse) onda oruç tutsun.”

Peygamber Efendimiz’e İslâm hakkında bir soru sorulduğunda şöyle buyurdu:[2]وَصَوْمِ رَمَضَانَ

Anlamı: “…ve Ramadân orucunu tutmak.”

[1] El-Bakarah 183

[2] İmâm Buhârî, Sahîh-i Buhârî; İmâm Müslim, Sahîh-i Müslim

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:[1]

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأفَْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأكَْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلثِينَ

Anlamı: “(Hilali) görmekle oruca başlayınız tekrar gördüğünüzde bitiriniz. Şâyet görünmemiş ise Şa’bân ayını otuza tamamlayınız.”

Hesap yaparak veya takvime güvenerek oruca başlamak dört mezhebe göre harâmdır. İmâm Zekeriyya el-Ensârî “Esnel Metâlîb” ve İbn-i Âbidîn “Reddû’l-Muhtâr” adlı kitaplarında bunu zikretmişlerdir.

[1] İmâm Buhârî, Sahîh-i Buhârî; İmâm Müslim, Sahîh-i Müslim

Ramadân ayının orucu Müslüman, mükellef ve oruç tutmaya gücü yeten herkese farzdır. Hayızlı ve nifaslı kadınlar oruç tutamazlar. Ancak tutamadıkları günleri sonra kaza etmeleri üzerlerine farzdır.

Oruç tutmak; hastaya, hamileye ve emzirene tahammül edilemeyecek bir meşakkat veriyorsa tutmamaları caizdir. Bu kimselerin tutamadıkları günlerin oruçlarını kaza etmeleri üzerlerine farzdır. Hamile ve emziren kadınlar, çocukları için endişelenip korkarlarsa tutmamaları caizdir. Bunların, kaza etmeleri ve fidye vermeleri farzdır. Uzun sefere çıkan kimseye oruç tutmak meşakkatli gelmezse bile tutmaması caizdir. Zemanet, yaşlılık ve iyileşmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaktan aciz olan kişilerin de de oruç tutmaması caizdir. Zemanet; oruç tutamayacak kadar hastalığın kendisini etkilediği (çöktürmüş), felçlilik ve kötürümlük hali olan insandır.

Niyette “Tebyît ve Ta’yin” Ramadân’ın her günü için farzdır. Tebyît; güneşin batışı ile fecrin çıkması arasında kalple niyet etmektir. Ta’yin ise; tutacağı orucun sebebini belirtmektir. Ramadân, adak, kefaret ve benzeri oruçların niyetleri buna örnek gösterilebilir.

Oruçlu olan kişinin cima (cinsel ilişki) yapmaktan, istimna (el ile meni getirmek, yani mastürbasyon yapmak) etmekten, kusmaktan ve riddeye düşmekten sakınması üzerine farzdır. Ayrıca özü tâhir (temiz) olan ağız suyu hariç, karnına, açık olan bir yerden (ağız, burun vb.) hacimli bir şeyin girmesinden de sakınması farzdır.

Oruçlu olan kimse, -nafile oruç dahil- çok olsa bile unutarak bir şey yiyip-içerse orucu bozulmaz.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:[1]

إِذَا نَسِيَ فَأكََلَ وَشَرِبَ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ ، فَإِنَّمَا أطَْعَمَهُ اللهُ وَسَقَاهُ

Anlamı: ” Kim (oruçlu iken) unutarak yer veya içerse orucunu tamamlasın; Allâh ona yedirmiş ve içirmiştir.”

[1] İmâm Buhârî, Sahîh-i Buhârî; İmâm Müslim, Sahîh-i Müslim

Damara veya kalçaya iğne yaptırmak orucu bozmaz. Aynı şekilde damardan kan almak veya kan vermek de bozmaz, çünkü damar mideye veya beyne ulaştıran açık bir menfez değildir. Açık menfezler beş tanedir. Bunlar; ağız, burun, kulak, ön ve arka avrettir.

İstem dışı kusmak orucu bozmaz. Ancak çıkardığı kusmuktan ya da kusmukla karışmış ağız suyundan bilerek geri yutmak ya da parmak aracılığı ile kendini bilerek kusturmak orucu bozar.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:[1]

مَنْ ذَرَعَهُ الْقَىْءُ فَلَ قَضَاءَ عَلَيْهِ وَمَنِ اسْتَقَاءَ فَعَلَيْهِ الْقَضَاءُ

Anlamı: “Her kim irade dışı kusarsa kazası yoktur ve her kim bilerek kusarsa kazası vardır.”

[1] İmam İbn-i Hibbân, Sahih-i İbn-i Hibbân

Bir anlık bile olsa delirmek orucu bozar. Gün boyu baygın halde kalmak da orucu bozar. Ancak gün boyu uyumak orucu bozmaz.

Ramadân Bayramının ilk günü, Kurban Bayramının ilk günü, teşrik günleri (Kurban Bayramının birinci gününden sonra gelen ilk üç gün) ve Şa’bân ayının 15’inden sonra oruç tutmak caiz değildir.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:[1]

أيََّامُ التَّشْرِيقِ أيََّامُ أكَْلٍ وَشُرٍْبٍ

Anlamı: “Teşrik günleri, yeme ve içme günleridir.”

Bunun yanı sıra şek gününde (Şa’bân’ın 30. günü) de oruç tutmak caiz değildir.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:[2]

مَنْ صَامَ يَوْمَ الشَّكِّ فَقَدْ عَصَى أبََا الْقَاسِمِ

Anlamı: “Her kim Şek gününde oruç tutarsa günah işlemiş olur.”

Ancak kaza, adak, kefaret veya vird (Pazartesi ve Perşembe günü tutulan oruç gibi) niyetiyle Şa’bân’ın son 15 günü ve şek günü oruç tutmak caizdir.

[1] İmam Müslim, Sahih-i Müslim

[2] İmam Buhari, Sahih-i Buhari

Ramadân ayının bir gündüzünde orucunu cima yolu ile isteyerek, harâm olduğunu bilerek, oruçlu olduğunu hatırlayarak bozan bir kimse, eğer İslâm’a yeni girmemiş, âlimlerden uzak beldelerde yetişmemiş bir kişi ise günaha düşmüş olur. Hemen kaza etmesi ve kefaret vermesi farzdır.

KEFFARET:

Yukarıdaki anlattığımız şekilde orucunu bozan kimse için kefaret sırasıyla; mü’mîn ve sağlam olan bir köleyi azat etmesi, buna aciz ise kesintisiz olarak iki hicri ay oruç tutması, buna da aciz ise 60 miskine birer “mud”[1] yedirmesidir.

[1] Mud; orta boy iki avuç içinin dolusu kadardır.