Ne de güzel demiş Mevlâna Hazreteri:

“Zannetmeden önce öğren,

Yargılamadan önce anla,

Yaralamadan önce hisset,

Konuşmadan önce düşün.”

            Çoğu kimsenin her şey hakkında bilgi sahibi olduğu (!), en iyiyi kendisinin bildiği (!), tek hâkimin kendisi olarak gördüğü (!) ve tüm hayatın sadece kendisine amade olarak gördüğü (!) bir hayatta yaşamaya çalışıyoruz. Bulunduğumuz statülerde ne kadar mütevazi davranmaya gayret edersek edelim karşımıza muhakkak bu tip insanlar çıkmıyor değil. İnsanlığın karşısında, insanlık sahnesinde “gerçek kanaat önderi” olarak duran Mevlâna gibi değerlerimiz, bizlere yüzyıllar öncesinden telkinlerde ve nasihatlerde bulunmuşlar ama kaçımız idrak edebiliyoruz.

            Aslında sosyal ilişkilerin her boyutunda; ekonomik, eğitim, siyaset, hukuk ve devlet kademelerindeki her iş ve işlemlerde “emanet” şuuruna sahip insanları görmek bizleri ziyadesiyle memnun etmektedir. Zulme uğrayan insanların ezalarına kendimize yapılıyormuşçasına tepki vermeliyiz. Zalimliği ve fütursuzluğu elinden bırakmayanlara da asla sahip çıkmamalı ve onlara referans olmamalıyız. İnsanlar arası ilişkilerde ortaya çıkan sıkıntıları çözmede bu yola başvurmalıyız.

Olayların sadece görünen yüzüne bakaraktan zanlarla hareket etmemeliyiz. Öğrenerek çözüme kavuşturma olayına başvurmalıyız. Ne kadar yakın dostumuz, arkadaşımız, kardeşimiz ve yakınımız olursa olsun hakkaniyetten şaşmamalıyız. Özellikle devlet kademelerinde görev yapıyorsak, bu görevi “vakıf” şuurunda yapmalıyız. Tüm sorumlulukları yerine getirirken “öğrenme” olgusunu devreye koyaraktan bir duruş sergilemeliyiz. Böylece hem zalime fırsat vermez hem zulme uğrayanın hakkına sahip çıkma gibi onurlu bir dile sahip oluruz.

Yargılamalardan da elimizden geldiğince uzak durmalıyız. Buz dağının suyun üstündeki bölümüne bakaraktan, anlamaktan uzak bir tavırla yaşamamalıyız. Hem “biz kimiz ki!” her önümüze gelen kişi ya da şeyleri yargılıyoruz? Birilerini yargılamayı hayat felsefesi haline getiren kimseler, gün gelir aynı şeylere maruz kalacağını da unutmamalıdır. Anlayaraktan bir şeyler yapabilmek aslında gayet doğal bir insani meziyettir. Maalesef günümüzde herkesin “kalemşör” olması, dilini pervasızca kullanması ve anlamak için değil de sadece yargılamak için dinlemeleri sorunları katmerleştirmektedir. Herkese adaletin ve dinlenecek olmanın mevcudiyetine ihtiyaç duyması gerektiği bilinmelidir.

İnsanları, dili olmayan hayvanları ve bitkileri yaralamanın bize bir şey kazandırmayacağını bilmeliyiz. Sözlerimizin ve davranışlarımızın nereye gideceğini düşünmeden keskin kılıç gibi olmasına müsaade etmemeliyiz. Atalarımızın “iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” sözü bu anlatmak istediğimize gayet güzel bir tercümandır. Kalp taşıyan, canı olan, duygularıyla yaşayan, hisleriyle yaralanan bir varlık olan insanoğluna acımasızca davranmak ne de kötü bir haslettir. “Eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar” ibaresinin gereğince bakmalıyız hayata. Bu nedenle rast gele sallanan kılıç darbelerinin söyleyeni de yaralayabileceğini bilmeli ve olaylar olmadan olabilecekleri hissetmeli ve ona göre yol almalıyız.

“Ağzı olan konuşuyor” ithamını duymamalıyız. Konuştuğumuz sözler lehimize olabileceği gibi aleyhimize de olabilir. Hazreti Ali Radıyallahu Anh ne demiş: “İnsan ettiği lafın esiri, etmediği kelamın ise hakimidir.” Söz ağızdan çıkana kadar hâkimi biz iken, ağızdan çıktıktan sonra esiri durumuna düşüyoruz. Bu nedenle de hiç de zor olmayan “düşünmek” eylemini gerçekleştirdikten sonra “söylemek” kârlı bir ameldir. Önümüze gelenlere ithamda bulunmak, iftira atmak, yalan söylemek ve rencide edici kelimeleri dilden ölçüsüzce akıtmak gün gelir panzehiri olmayan bir zehir misali sonumuzu getirebilir. Ne zehirlendiğimize ne de düştüğümüz pespaye halimize yanamayız.  Bu nedenle de “insanlığın kanaat önderleri” durumundaki şahsiyetlerin bizlere kalan servetlerden daha kıymetli miraslarını iyi anlamalı ve yaşantımıza yansıtmalıyız.

Hayatın şu düsturunu iyi bilmeli ve buna göre davranmalıyız:

“Keser döner sap döner,

Er geç pişman olursun…

Gün gelir, hesap döner,

Ettiğini bulursun!…”

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış