Dünyanın eski şehirlerinden biri olan kültürel olarak köklü bir tarihe sahip olan İstanbul her zaman dünyanın dikkatini çekmiştir.Tabii ki İstanbul’un stratejik konumu ve güzelliği de bunda etkili olmuştur.

  Tarih boyunca İstanbul’un birçok kavim tarafından kuşatıldığını görmekteyiz. Avarlar, İranlılar, Araplar’ın yanı sıra Hunlar, Bulgarlar Gotlar ve Vikinglerin de İstanbul’u kuşattığı söylenir.İstanbul’u fethetmek  ise Osmanlılara nasip olmuştur. Osmanlı padişahları içerisinde ise İstanbul’u ilk kuşatan Yıldırım Beyazıd olmuştur. II.Murat da İstanbul’u kuşatmış fakat başarılı olamamıştır. Rasûlullah’ın övgüsüne mazhar olmak II. Mehmet ve askerlerine nasip olmuştur. II.Mehmet,II.Murat’ın oğlu idi ve kendisi 1451’de tahta çıktığında İstanbul’u fethetmeye yoğunlaşmış bunun dışında başka bir şeyle ilgilenmemiştir. Fetih için gerekli hazırlıklara girişen II.Mehmet 450 parçadan oluşan bir donanma inşaa etmiş, Edirne’de o zamana kadar görülmeyen devasa toplar döktürmüş, Avrupadan gelebilecek yardımı engellemek için Rumelide hazır bir ordu bekletmiş ve Sırplarla anlaşmıştır. Ayrıca Konya’da hüküm süren ve Osmanlıların rakibi olan bir Türk beyliği olan Karamanoğulları ile anlaşmış ve yine Anadolu’da da hazır bir ordu bekletmiştir. II.Mehmet’in atası Yıldırım Beyazıt vaktiyle İstanbul’u kuşatmak için boğazın Anadolu yakasında Anadolu hisarını yapmıştı. II.Mehmet de o hisarın karşısına Rumeli hisarını yaptırmıştır. İstanbul’un o dönemdeki ismi Konstantiye idi. Doğu Roma imparatoru Konstantin kendi ismini vermişti. Doğu Roma İmpatorluğu bir Latin devleti olmasına rağmen Yunan kültürü bu devlete hakim olunca Bizans Rum devletine dönüşmüştür. Bizanslılar da boş durmayarak şehri savunmak için tedbirler almış Haliç zincirlerle kapatılarak surlar onarılmış ve Grejuva denilen Rum ateşi surların önemli kısımlarına yerleştirilmiştir.

    II.Mehmet’in İstanbul’u fethetmek istemesinin birçok nedeni vardı ama o Peygamber efendimizin övgüsüne mazhar olmak istemesi en baştaki nedeni idi. Zaten Rasûlullah’ın “Konstantiniye elbette feth olunacaktır onu fetheden komutan ne güzel komutan onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir” hadisi nedeniyle bir çok İslam komutanı ve devlet adamı İstanbul’u fethetmek istemiş tabii bu II.Mehmet’e nasip olmuştur.

     Nisan 1453’te kuşatmayı başlatan II.Mehmet, topların ateşlemesiyle surlarda büyük gedikler açar bu gedikler gece vakti Bizanslılar tarafından kapatılmaya çalışılırdı. Sultan II. Mehmed, Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey’e harekete geçme emri vererek Haliç’i kaplayan zincirleri gemilerle kesilmesini ve Papa V. Nikola’nın’nın gönderdiği Ceneviz gemilerinin durdurulmasını ister. Ancak yoğun çabalar sonucu zincirin kesilmesi ve Cenevizlilerin gemilerinin de geçilmesi mümkün olamaz. Haliç’e girmeden İstanbul’un alınamayacağını öngören Sultan II. Mehmed, atılan topların geliştirilmesi ve havada eğim alarak kavisli inişle hedefine fırlatılması gerektiğini düşünür ve buna göre planlar, çizimler yapar. Planladığı topu hemen döktüren Padişah, topu deneme atışlarında bizzat kendi ateşler ve top, beklenen başarıyı getirir. Tarihte o dönem “humbara” olarak bilinen top günümüzde “havan” adıyla Fatih Sultan Mehmet keşfi olarak silah konusunda dünya tarihine geçmiştir.

Topların başarısına rağmen yine de Haliç’e girmesi gerektiğini bilen Padişah, donanmayı zincirler yüzünden denizden girememesinden dolayı donanmayı karadan yürütüp Haliç’e indirmek gerektiğini öngörür. Dolmabahçe’den Beyoğlu’nun sırtlarına doğru geniş bir yol açılıp yol boyunca gizlice kızaklar döşenir. Gemiler, bir gecede karadan yürütülerek denize indirilir.

Prof Dr. Feridun M. Emecen’in “Fetih ve Kıyamet” adlı kitabına göre, Fatih’in Haliç’e indirdiği gemilerin yapım yerine dair bilgiler ise şöyledir: Osmanlı tarafından hadiseye şahit olan bir başka muasır kaynağın anlatıcısı, gemilerin demirlendiği yerden dört İtalyan mili mesafede bir ormanda 30 geminin inşa edilmiş olduğu, bunların karadan çekilerek denize indirildiği bilgisini verir. Çekilen gemilerin güzergâh konusunu tartışan XVIII. yüzyıl tarihçilerinden Müneccimbaşı, önce bunların Boğazkesen Hisarı’ndan Kasımpaşa’ya uzanan bir dere yatağına döşenmiş kızaklar üzerinden kaydırıldığını belirtir, ardından da gemilerin Okmeydanı’nda yapılmış olabileceği bilgisine temas eder. Olayı karşı cepheden gören Bizans ve Latin müelliflerinin yazdıklarında müşterek olan husus ise Sütunlar mevkiinden gemilerin karaya çıkarılıp Haliç’e indirildiğidir.”

   22 Nisan 1453 sabahı Bizans Haliç’teki gemilerin şaşkınlığını yaşar. Aynı zamanda askerlerin karşı tarafa geçmelerini sağlamak için Vezir Zağnos Paşa da 1000’i aşkın fıçının bir araya getirilerek köprü kurulma işlerini başlatır. Doğu Roma İmparatoru Sultann II. Mehmed’e kuşatmanın kaldırılması halinde padişahın belirleyeceği miktarda vergi vereceğini ve surlara kadar tüm toprakların Osmanlı’ya geçeceğini bildirir. Ancak Padişah, bunu Halil İnalcık’ın Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar incelemesinde geçtiği üzere şu şekilde reddeder: “Efendinize söyleyin, direnmeyi bırakıp şehri teslim etsin. Bunu yaparsa Mora’nın hakimiyetini kendisine ihsan edeceğiz. Razı olmazsa şehre zorla gireceğiz! Biz Sultan Murad Han oğlu Mehmed Han olarak peygamber müjdesi peşindeyiz.”

Kuşatma tahmin edilenden uzun sürmesine rağmen artık surlarda açılan gedikleri Bizansılar kapatmak da zorlanmaktaydı. II. Mehmed, 29 Mayıs’ta büyük taaruz için emir verir. Taaruzla birlikte. Constantinopolis, 29 Mayıs 1453 Salı günü II. Mehmed’in önderliğindeki Osmanlı birliklerine teslim olur.

  İstanbul’un fethiyle ortaçağ sona ermiş yeniçağ başlamış II.Mehmed Fatih unvanı almış, İstanbul Osmanlının yeni başkenti olmuş ve tabii bu fetih Osmanlı devletinin ve Fatih Sultan Mehmed’in hem Avrupada hem İslam dünyasında itibarını arttırmıştır. İstanbul’un fethi sadece Türk tarihi açısından değil dünya tarihi açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. Şehir alındıktan sonra Bizans için önemli olan Ayasofya camiye çevirmiştir. Ayrıca MS. 672 yılında Konstantinopolis kuşatılırken şehid olan Ebu Eyyub El-Ensari’ye ait mezar fetihten sonra Akşemseddin tarafından bulunmuştur. II. Mehmet’in emriyle mezarın bulunduğu yere Tekke ve Medrese yaptırılmıştır. Böylece Eyüp Sultan Camisinin temelleri atılmıştır. Rivayete göre o çevrede hayvanlarını otlatan çoban hayvanların bölgeden kaçıştıklarını söylemiştir. 

Ümit Peynirci

Tarih Öğretmeni

Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış