Nelere sahibiz hiç düşündük mü? Zenginliklerimizin değerini tasavvur edebiliyor muyuz? Parayla ya da en kıymetli mücevherleri versek de alamayacağımız servetlerimizin kıymetini biliyor ya da paha biçilemez olduklarını idrâk edebiliyor muyuz? Çoğu insan yetinme duygusundan ve var olana şükretme şuurundan uzaklarda yaşamaktadır. Halbuki sahip olduğumuz şeylere bakınca ne de az şükrettiğimizi ne de az kıymet bildiğimizi anlayabiliriz.

Ellerimiz, kollarımız, parmaklarımız, iç organlarımız, aklımız, gözlerimiz, kulaklarımız, burnumuz, ağzımız ve dilimiz…Saymakla bitiremeyeceğimiz nimetler. Eksikliğinde tüm dünyayı versek bile alamayacağımız bizi biz yapan şeyler. Bir parmağın bile yokluğunu en derinden hissedebilecek bizler, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin orijinali gibi olamayacak şeylere ulaşsak bile aslı gibi olamayacak şeylere dünyaları dökerken hiçbir bedel vermeden sahip olduğumuz şeylere adeta nankörlük yapıyoruz. Hani “körün gözü açılınca ilk kırdığı bastonu olurmuş” diye bir söz var ya, işte çoğu kimsenin durumu maalesef böyle. Kimimiz ayakkabımızı beğenmeyiz, kimimiz yemeğimizi, kimimiz ayağımızı yerden kesen arabamızı ya da bineğimizi, kimimiz evimizi ve eşyalarımızı, kimimiz evine helal rızık getiren eşlerimizi beğenmez olduk çıktık. Halbuki ne kadar da mutlu olmamız gerekiyor. Çünkü “yok” iken “varlığa” sahip olduk. İhsan edilen, nimet olarak verilen şeyleri tatminsizliğe, doyumsuzluğa ve şikayetlere değişir olduk. Hakikatte ne kadar da az biliyor, az anlıyor ve az şükrediyoruz. Mutlu olacak binlerce şeye sahip iken adeta ayağımıza taş bağlayıp kendimizi suyun derinliklerindeki karanlıklara bırakıyoruz. “Görmesini istemeyenden daha kör” olan kimselerin hali ile hallendik ne yazık ki.

Abidin Dino’yu bilmeyenimiz yoktur sanırım. “Mutluluğun Tablosu” adlı resmin ressamı, Beşiktaş Spor Kulübünün tarih yazan kalecisinin yaptığı o eser bile bize bir şeyler anlatamıyor. Aynı yatakta çoluk çocuk, hayvanlar, kırık dökük somyesi, akan bir damı ve eskimiş bir penceresi…Ama hepsinin de yüzlerinde bir tebessüm. Birbirini seven hatta çok seven; “bir çulumuz olsun yeter, seninle hasırın üzerinde ömrümü geçirmeye razıyım” cümlelerini kurup da sonradan her şeye şikâyet eden hane halklarına dönüştük durduk. Ne kadar da acı bir şey bu.

Geçenlerde sosyal medyada bir yazı görmüştüm. Çok ibret verici bir hikâye. Hikâye dediğime bakmayın. Kanlı canlı, yaşayanı belli ve görmeyi, düşünmeyi ve şükredip, yakışanı yaşamak isteyenlere bir örnek. Olay şöyle:

Avustralyalı Nick Vujicic şimdi 30 yaşında ve bir yaşam gurusu. Dünyanın dört bir yanını dolaşıp “moral konferansları” veriyor. Yüzlerce insan onu dinlemek için bu konferanslara akın ediyor. Doğuştan ne kolları ne de bacakları var. Sadece iki parmağı olan sağ ayağı var. Hayata böyle bir dezavantajla başlamış ama bunu avantaja çevirmeyi başarmış. Şimdi her şeye sahip ama mutsuz insanlar bile onu dinleyerek moral buluyor. “Hayatın Daha Büyük Amacı” adlı DVD´si ise satış rekorları kırıyor. 

“Kollar Yok, Ayaklar Yok, Sorun Yok” adlı kitabını yayına hazırladı ve yayınevi şimdiden best-seller olacağını açıkladı. 

Tetra-amelia adlı bir rahatsızlık nedeniyle dünyaya böyle gelen Nick Vujicic, büyük zorluklar yaşadı. Okulda alay konusu oldu. Öyle ki, henüz 8 yaşındayken intiharı denedi. Ama 12 yaşında, dünyayı daha iyi anlamaya başladıkça, aslında herkesin bir sorunu olduğunu kavradı. Dahası üniversite bitirdi ve iyi bir finans planlama uzmanı oldu. 

Henüz çocuk yaşta, başkaları için umut olabileceğini anlayan Nick Vujicic, “Hayatın her şeye rağmen yaşanmaya değer” olduğunu etrafındakilere anlatmaya başladı. O kadar başarılı oldu ki, sayesinde pek çok insan hayata yeniden bağlanmayı başardı. Bugün Nick Vujicic´in, dünyanın dört bir yanından binlerce hayranı var.

Peki, bu ibret veren hayat serüveni bize neyi hatırlatıyor hatta neyi haykırıyor: “Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin” diyerek kendimize gelmemizi çağrıştıracak bir yaşam. Hele bu azmi bir de haram ve helali düşünüp, yaşamımızı ona göre bir rotaya çevirirsek tam bir taçlandırma yapmış oluruz. O kadar kudretimiz yok mu sizce?

            Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış