DİNİMİZ ‘BİR’ OLMAMIZI EMREDİYOR

‘Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir.’ (Hadisi Şerif)

Kelimelerimizin ve kalplerimizin bir ve birlik olması çok önemlidir. Bu iki şey muvaffakiyete vesile olan önemli unsurlardır. Ayrılığa düşüp, tefrika içinde olmak Peygamber Efendimizin  davetine de ters bir davranıştır.

Efendimiz  aramızda çıkabilecek ihtilaflardan uyarıp, kötü durumlara düşmekten bizleri sakındırmıştır. Birbirimize karşı önyargılı, anlayışsız ve haset tavırlar içerisinde olmamız, ayrılığı getirir. Bu da çok kötü sonuçların doğmasına sebep olur. Düşmana karşı savaşırken kendi aralarında tefrikaya düşenler nasıl galip gelebilirler ki? Önceki yüzyıllarda ya da teknolojinin bu kadar ileri olmadığı zamanlarda savaş yaparken, Müslüman ve kâfir askerleri birbirine karışırdı. Bu durum birbirlerine sırt vermeyi, yan yana durmayı ve bir olmalarını sağlayıp, neticesinde de zaferleri getirmiştir.

Müslümanlar birbirine yardım etmeselerdi nasıl galip geleceklerdi? Onlar dünya malı için ve menfaat için birbirlerini sevselerdi nasıl birlik olacaklardı? Birbirlerine nasihat edip yardımcı olurken, bir yandan da birbirlerine can oluyorlardı. Müslümanlar, birbirlerine merhamet ve şefkatle yaklaşmalıdırlar. Peygamber Efendimiz  bir hadis-i şeriflerinde meâlen; “Vücutta bir organ hasta-kötü olursa bütün vücut hasta – kötü olur.”  buyurmuşlardır.

Birbirimize karşı hüsnü zan edip, birbirimize yardım etmeliyiz. Su-i zan nefrete yol açar ve sonuç olarak da ayrılık kaçınılmaz olur. Müslüman kardeşimizin ayıbını araştırmamalıyız. Çünkü ayıbı gördükçe kardeşimizden uzaklaşırız. Allâh-u Teâlâ, bizlere Müslüman kardeşimizin açığını ve ayıbını araştırmaktan kaçınmamızı emretmiştir. Hayırlı şeylere bağlı kalıp, hayırlarda birlik olursak, aramızdaki sevgi ve yardımlaşmamız da güçlenir. Bu konuda Peygamber Efendimiz  bizlere örnek olması için Hicret’te Ensar ve Muhacirleri kardeş kılmıştır. Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olup, dünya sevgisini aralarından söküp atmışlardır. Kin ve hasedi aralarından kaldırmışlardır. Ensar sahip olduğu malını ikiye bölüp, yarısını Muhacirlere verirdi. Ensar bu davranışı Müslüman kardeşi güçlensin diye yapmıştır. İki adet evi varsa birini Muhacir kardeşine verip, ecrini Allâh-u Teâlâ’dan beklerdi. Çünkü onlar; “Her kim ki hayırlı amelleri Allâh için yaparsa Ahiret’te ona çokça ecir verilecektir.”mânâsındaki âyeti biliyorlardı. Müslümanlar yaptıkları güzel amelleri mevki, makam ve övgü için değil, Allâh rızası için yapmışlardır. Peygamber Efendimiz ﷺ meâlen; “Birbirinize haset etmeyiniz, çatışmayınız ve birbirinize buğz etmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz.” buyurmuştur. Hatta Peygamber Efendimiz ﷺ meâlen; “Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayınız.” buyurmuştur. Yani kişi, mal alan birine gel ben sana daha ucuza veririm dememelidir.

Peygamber Efendimiz ﷺ meâlen; “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir.” buyurmuştur. Müslüman, Müslüman kardeşini arkadan vurmaz ve ona hakaret etmez. Peygamber Efendimiz  kalbini işaret ederek meâlen; “Takva işte buradadır.” diye buyurmuştur. Yine Peygamber Efendimiz ﷺ meâlen; “Müslüman’ın Müslüman’a kanı, canı, namusu ve malı haramdır.” buyurmuştur. Muhaddis, Hafız, Allame Abdullâh El-Habeşi El-Herari de;  “Biriniz, kendi için istediğini Müslüman kardeşi için istemedikçe, kâmil iman üzerinde olamaz.” mânâsındaki hadisi kendine ve öğrencilerine düstur edinerek, bu güzelliği bizlere öğütlemiştir.

İslâm düşmanları, dinimizi yıkmak için o kadar çalışırken, bizlerin arasına dünya malı girmemelidir. Şu anda sûreten Müslüman olarak görünen kimseler İslâm’ı yanlış yansıtıp bu yıkımda katkıda bulunmaktadırlar. Kendilerine çeşitli dinî isimler vererek, başka İslâmî kelimeler kullanarak kendilerini İslâmî cemaat gibi gösterseler bile, zararlı grupları güçlü kılıp, ortaya sunup, kendilerini Ehli Sünnet’tenmiş gibi gösterip İslâm’a hakaret ettirmektedirler. Bu şiddete karşı ateistliği yaymaya çalışmaktadırlar. Bununla birlikte itikatta hürriyeti ve başka dinlere hürmet göstermek gerektiğini ortaya atıp, yaymaya çalışmaktadırlar. Öyle bir şey yaptılar ki; Ehli Sünnet mensuplarını terörist ilan edip; sapık fırkaları da itidalde olanlar diye tanıtmaktadırlar. Biz Müslümanları zor durumda bırakmak istemektedirler. Biz doğru olanı söylüyoruz, doğru ilmi yayıyoruz. Ferdi olarak yapılacak faaliyetlerle yetinmeyip, görüş birliği içinde, birlikte yapacağımız çalışmalarla güçlenmeliyiz.

Bazı ülkelerde Müslümanlara karşı sert davranılmaktadır. Sebeplerine baktığımızda ferdi davranışların buna neden olduğunu gördük. Bu da çok kötü sonuçları ortaya çıkartmaktadır. Bazı kimseler evinde internet ortamında kendisince hizmet eder ama onun yaptıkları koca ülkeye zarar verir. Efendimiz ﷺ meâlen; “Müminler duvarın taşları gibi birbirine destek olmalı.” buyurmuştur. Yani Müslümanlar birbirlerine destek vermelidirler. Bu nedenle bir kardeşimiz yolunu saptırırsa onu düzeltmemiz, ona nasihat etmemiz ve ona yardım edip doğruya erdirmemiz gerekmektedir. Öncelikle de kendi nefsimizi ıslah etmeliyiz. Efendimiz ﷺ meâlen; “Müjdeler olsun o kimseye ki kendi ayıbıyla meşgul olup başkalarının ayıplarını takip etmeyene.” buyurmuştur. Kardeşlerimiz ayıp ve sır aramamalı, bunları açığa vurmamalıdır. Kardeşinden bir ayıp görmüşse onu gizlemeli ve nasihat etmelidir. Bir kimse Müslüman kardeşinin ayıbını araştırıp Müslümanlara açıklamak isterse ve bunu yapıyorsa kendisinin de bu dünyada ve Ahiret’te ayıpları açık olacaktır. Efendimiz meâlen buyurmuştur ki: “Kim Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allâh da onun ayıbını Ahiret’te örter.”

Kardeşlerimize şunu öğretmeliyiz: Bir kişi bulunduğu mecliste kardeşi hakkında duyduğu bir şeyi başka yerde zikretmemelidir. Efendimiz , Ömer’in kızı Hafsa ile evlenmeden Hafsa başka birisiyle evliydi. Kocası vefat etti. Medine’deydi. Ömer’in damadı vefat edip kızının iddeti bitince, kızını sahibelerden biriyle evlendirmek istedi. Osman’a kızını kendisiyle evlendirmeyi teklif etti. O, ihtiyacı olmadığını söyledi. Sonra Ebu Bekir’e söyledi. Ebu Bekir susup cevap vermeyince; Ömer’in kalbinde niye sustu ve kabul etmedi diye bir şeyler oldu. Ömer bu durumu Efendimize  anlattı ve Efendimiz  tebessüm ederek “Hafsa’yı Osman’dan daha üstün biri alır ve Osman, Hafsa’dan daha üstün biriyle evlenir.” dedi ve Hafsa’yla Efendimiz  evlendi; Efendimizin  kızı da Osman’la evlendi. Sonra Ebu Bekir, Ömer’le görüştü ve “Sakın bana kızma” dedi. Devamında Efendimiz Hafsa’yı alacağını bana demişti ve ben bunu sana söylemedim. Bu yüzden sana cevap vermedim demiştir. Ebu Bekir de bu emanete ve sırra sahip çıktı. Abdullâh El-Herari’nin evindeki ve medresesindeki tahtada “İnsanın kalbi, sırların kabridir” diye yazılı bulundururmuş. Bu yüzden birbirimizin sırrını korumalıyız.

Müslümanlar birbirine nasihat edip, birbirini korumalıdır. Dünya ve Ahiret için bunu yapmalıdır. Nasihat Kur’ân ve sünnetin ışığıyla olur. Yetkili kişiye itaat etmeliyiz. Görülen yanlışlıklarda nasihatkâr olmalıyız. Birbirimize bu yüzden şefkatli ve nasihatkâr olmalıyız. Birbirimizi sorup; korumalı ve kollamalıyız.  Âlimler bir müddet görmediği bir müridini ya da derslere katılanlardan birinin nerede olduğunu; sorulup sorulmadığını sorar ve ne zaman soracaksınız diye de müritlerine seslenirler.

Şefkatle birlikte sabırla yaklaşmalıyız birbirimize. Yani kendimize davranılmasını istediğimiz gibi Müslüman kardeşimize muamele etmeliyiz. Nasıl ki hataya düştüğümde bana güzel muamele edilmesini istiyorsam ben de aynen böyle yaklaşmalıyım Müslüman kardeşime.

Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış