İnsan olarak toplumdan uzak ve soyutlanarak yaşayabilmemizin imkânı bulunmamaktadır. Gerek bedensel gerek ruhsal ve gerekse de sosyal ihtiyaçlarımız için muhakkak surette insana/insanlara ihtiyaç duyarız. Aramızda mesafe olsun olmasın, birlikte yaşayalım ya da bir araya hiç gelmediğimiz fakat hakkında bir şekilde bilgi sahibi olduğumuz kimselerin üzerimizdeki etkisi de inkâr edilemez bir gerçektir.

            Sosyal ilişkiler ağında ya da teknoloji temelli sanal iletişimde insanların birbirleri üzerinde tesirleri kimi zaman olumlu olurken kimi zaman da olumsuz yansımalar oluşturmaktadır. Bu nedenle “bir kişi” deyip de geçemeyeceğimiz insan olgusu, hayatımızda kat’i bir dokunuş sahibidir.

            Dostlarım; “bir kişi” deyip de geçmeyelim. Çünkü:

-Bir kişi, bir baba olur da evladına en güze şekilde rol model olarak hayatında çok güzel değişikliklerin mimarı olabilirken, bazen de olumsuz kişilik özelliklerini pervasızca sergileyerek çocuğun hayırsız ve topluma çok zararlı bir birey olmasına neden olabilir.

-Bir kişi anne olmayı, “yuvayı dişi kuş yapar” yaşam düsturunu evlatlarına ve sosyal çevresine öğrettiği gibi rüzgâr önünde savrulma dirayetsizliğini de sergileyebilir. Yani iradesiyle takdir edilen bir numune olurken bezginliği ve yanlış kararlarıyla da kötü bir görüntü sergileyebilir.

-Aynı anne babadan dünyaya gelen ve annesinin birinci kere can olduğu kardeşine yaptığı fedakarlıklarla ikinci kere can olan bir kardeş, kötülüklerle dolu iç dünyasındaki çukur düşüncelerle ölüme giden girdaplarından bir girdap olabilir.

-Bir öğretmen, okşadığı bir başa, dokunduğu bir kalbe pusula olabilirken, misyonun aykırı davranarak temel hırsızı bir müteahhit de olabilir.

-Bir usta, öğreticiliği ile özü, sözü ve eliyle mahir olmayı öğretebilirken, açgözlü, emek hırsızı ve vurguncu bir palavracı olarak çalıştırdığı körpe dimağlara adeta terminatör olabilir.

-Bir esnaf, kişiliğindeki kaliteyi, işinde ve sattıklarında ışıldatırken, küskünlüklerin, pervasızlıkların, yalancılığın bir numaralı şaklabanı olabilir.

-Bir yönetici dirayeti, adaleti, yönetim bilgisi, insanlığı ve motivasyon yükleyicisi kişiliğiyle müthiş bir psikolog olabilirken, küfürbazlığı, selam vermekten aciz oluşu, hâl hatır sorma kültüründen ve insanlığından uzak oluşu, yalancılığı, kibri, düzenbazlığı ve dalkavukluğuyla çalışanların düzenini bozan, kötülükleri yağdıran, dünyaları yıkan ve kötülükleri yağdıran bir yıkım ehli olabilir.

-Bir kimse “âlim” ya da “hoca” sıfatıyla “talebe” diye adlandırılan saf inançlı kimselerin dünya ve ahiretlerinin vesile olurken, yalan-yanlış, hurafe, uydurma, fasit ve kabih olan inançları zerk ederek hem kendisinin hem de yanındakilerin cehenneme açılan kapıları ya da pencereleri olabilir.

-Bir öğrenci, bugününü heba etmeden yarınlarının planlamasını yaparak gerek kendisi gerek ailesi gerek toplumu gerekse de topyekûn insanlığa bir umut ve kurtuluş olurken, etrafındaki kimseleri amaçsızlığa, boş işlere, eskilerin deyimiyle “calkazanlığını edepsizliğe kadar çıkartarak” diğer öğrencilerin eğitimlerine engel ve yarınlarını karanlıklara sürükleyecek kadar müsebbip olabilir.

-Bir eş, fedakârlığı ve şuuruyla evini ve sevdiğini/sevdiklerini gölgesi altına alan koca bir çınar olabilirken, davranış ve deyişleriyle yıkıcı bir sel etkisi yapabilir.

Velhasıl dostlar, “bir kişi” deyip de geçmemeliyiz. Bu yüzden “bir kişi” olarak ideal olan, toplumsallığın ve insanlığın yakıştığı bir insan olmamız gerekiyor. Bazen bu sözlerimizin yetersiz geldiğini düşünebiliriz. Ama yine de söylemekten ve söylediklerimizi uygulamaktan vazgeçmemeliyiz. Çünkü bir toplumu bir kişi, bir komutan, bir asker, aklı selim bir kişinin değiştirebileceğini iyi bilmeliyiz.

“Bir kişiden ne olacak” deyip de sosyal çevremizi oluştururken gelişi güzel davranmamalıyız. Tercihlerimiz, seçimlerimiz, arkadaş ya da dost diye tabir edebileceğimiz kimseler konusunda da gayet hassas davranmalıyız. “Bir kereden bir şey olmaz”“bir kereden ne çıkar” sözleriyle başlayan cümle sahipleri başta “bir kişi” olarak sizi, sonra ailenizi, daha sonra da tüm toplumu ve hatta insanlığı kötülüklerle kırıp geçirebilir. Zaten insanlığın başına gelen kötü olaylar, çıkan salgınlar, kötü neticelenen şeyler hep “bir kişi” ile başlamıyor mu? Bu nedenle hem kendimiz “bir kişi” olarak varlık nedenlerimizi iyi kavrayıp buna göre davranırken yaşamımızı da bu minval üzere sabitlemeliyiz.

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış