Bid’atın Anlamı:

Lugatte Bid’at

Arapça’da “örneği olmaksızın yapıp ortaya koymak, inşa etmek” veya “daha önce örneği bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey” anlamına gelir. 

Istılahta Bid’at

Peygamber Efendimiz’den sonra ortaya çıkan ve Dîn ile ilgili olup ilave veya eksiltme özelliği taşıyan her şeydir.

İmâm Abdullâh El-Herarî şöyle diyor: “Bid’at, Arapça lugatine göre örneği olmaksızın ortaya koyulan, inşa edilen şeydir. Istılahtaki mânâsı ise Kur’ân’da ve Peygamber Efendimiz’in hadislerinde açık ve net bir şekilde geçmeyip Peygamber Efendimiz’den sonra ortaya çıkan her şeydir.”

Bid’at iki kısma ayrılır:

Birincisi; “Bid’at-ı Dalâle” veya “Bid’at-ı Seyyi’e”, yani kötü bid’at. Peygamber Efendimiz’den sonra ihdas edilmiş (ortaya çıkartılmış) olup, Kur’ân-ı Kerîm’e veya Sünnet’e muhâlif olan şeylerdir.

İkincisi ise; “Bid’at-ı Hude”, “Bid’at-ı Hasene” veya “Sunnet-i Hasene”, yani iyi bid’at. Peygamber Efendimiz’den sonra ihdas edilmiş olup, Kur’ân-ı Kerîm’e veya Sünnet’e uygun düşen şeylerdir. (İmâm İbn-i Manzûr, 

“Lisanul Arab”, İmâm Murtadâ ez-Zebidiy “Tâcul Arus”)

İmâm Muslim’in Cerîr bin Abdullâh El-Becelî’den rivâyet ettiği bir hadisi şerifte 

Peygamber Efendimiz  şöyle buyurmaktadır: 

 مَنْ سَنَّ فِي الإِسْلمِ سُنَّةً حَسَنَةً فَلَهُ أجَْرُهَا وَأجَْرُ مَنْ عَمِلَ ِبِهَا بَعْدَهُ مِنْ غَيْرِ أنَْ يَنْقُصَ

 مِنْ أجُُورِهِمْ شَىءٌ وَمَنْ سَنَّ فِي الإسْلمِ سُنَّةً سَيِّئَةً كَانَ عَلَيْهِ وِزْرُهَا وَوِزْرُ مَنْ عَمِلَ ِبِهَا

مِنْ بَعْدِهِ مِنْ غَيْرِ أنَْ يَنْقُصَ مِنْ أوَْزَارِهِمْ شَىءٌ

Anlamı: “Her kim İslâm’a uygun bir şey ihdas edip, ortaya çıkarırsa kendisine bu amelinden dolayı ecir verilir. Ayrıca bu ameli işleyerek ecir kazananların ecirlerinden bir şey eksiltilmeden (bu amel uygulandığından dolayı)   ona ayrı bir ecir verilir. Her kim de İslâm’a uygun olmayan bir şey ihdas edip, ortaya çıkarırsa kendisine bu amelinden dolayı günah yazılır. Ayrıca bu ameli işleyerek günaha düşenlerin günahlarından bir şey eksiltilmeden (bu kötü amel uygulandığından dolayı)   ona ayrı bir günah yazılır.

İmâm Beyhakî’nin bildirdiğine göre İmâm Şâfîi şöyle demiştir: “Bid’at iki kısma ayrılır. İlki Kur’ân’a, hadise, sahabelerin eserlerine veya icmâ-i ümmete muhalif olan bid’attır. Buna kötü bid’at denir. İkincisi Kur’ân’a, sünnete, sahabelerin eserlerine veya icmâya muhalif olmayan bid’attır. Bu ise kötü değildir.”

İmâm İbn-i Hacer Askalânî şöyle buyuruyor: “Bid’at eskiden olmayan ve sonradan meydana gelen bir şeydir. Eğer İslâm’a uygunsa iyi bid’at, uygun değilse kötü bid’at olur. Ne iyi ne kötü ise mubâh bid’at olur. Yani bid’at şer’î hükümlere uygunluğu veya uygunsuzluğu bakımından beş kısma ayrılır.” 

İmâm Nevevî şöyle buyuruyor: “Bid’at şerîata göre Peygamberimiz zamanında olmayan ve sonradan çıkan şeydir. Bid’at iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayrılır.” 

İbn-i Âbidîn şöyle der: “Bid’at, sapık fırkalara karşı reddiye hazırlayıp insanlara yaymak gibi durumlarda farz olabilir. Savunma yapmak için mevzi hazırlamak, medrese yaptırmak gibi durumlarda müstehap olabilir. Yiyecek, içecek ve giyeceklerde çokça masraf yapmak gibi durumlarda mubah da olabilir.”

Şu üç örneği verebiliriz:

  1. İmâm Buhârî,  Muhaddis İbn-i Hacer Askalânî ve İmâm Mâlik’in rivâyet ettiklerine  göre Teravih Namazı Peygamber Efendimiz zamanında, Hazreti Ebu Bekir zamanında ve Hazreti Ömer zamanının bir kısmında cemaatle değil, tek tek kılınıyordu. Sonra Hazreti Ömer tarafından cemaatle kıldırılmaya başlatılmıştır. Hazreti Ömer dedi ki: “Bu ne güzel bir bid’attır.”
  2. İmâm Buĥarî’nin, bildirdiğine göre, Hazreti Osman zamanına kadar Cuma Namazı için tek bir ezan okunuyordu. Hazreti Osman’ın halifeliği döneminde insanlar çoğaldığından dolayı Halife Osman tarafından ikinci ezan okutulmaya başlanmıştır.
  3. Kur’ân-ı Kerîm’in noktalanması ve harekelerin konulması.

Allâh’ın ismini tahrif ederek söylemek ya da zikretmek kötü bid’attir. Tıpkı tarikatlara müntesip birçok kişinin zikir esnasında “Allâh” lafzını “Ah”, “hû” olarak veya “h” harfini yutarak “Allâ” şeklinde tahrif ederek “h” harfini çıkartmadan zikretmeleri ya da med harfini hazfedip med kuralına uymayarak “Allâh” lafzını tahrif ederek “Allh” diye zikretmeleri harâm olan bid’atlardandır.

Peygamber Efendimizin  Mevlid Kandili’nin kutlanması iyi bir bid’attır. Mevlid kutlaması ilk olarak hicri altıncı yüzyılın başlarında “Erbil Kralı” “El-Muzaffereddin Gökbörü” tarafından yapılmıştır. Ayrıca bu kral dönemin büyük âlimlerine yazılar yazarak yapmış olduğu bu amelin dîni hükmünü sorar. Bu âlimlerden bazıları; Muhaddis İbn-i Hacer El Askalânî, Muhaddis Es-Sahâvî ve Muhaddis Suyûti’dir. Ona şöyle bir cevap verdiler;

Muhaddis İbn-i Hacer El Askalânî,  mevlid kutlaması hakkında şöyle buyuruyor: “Bu amel sevap kazandıran bir ameldir.” 

Muhaddis Suyûtî mevlid kutlaması hakkında şöyle buyuruyor: “Bu amel sevap kazandıran iyi bid’atlardandır.” 

Muhaddis Es-Sahâvî uzun uzadıya mevlid kutlamasının tarihçesi, nasıl kutlandığı, hükmünün ne olduğu ve bunun iyi bir amel olduğu hakkında deliller vermektedir.